NATO, ABD emperyalizminin küresel hegemonyasını korumak, çok uluslu şirketlerin pazar alanlarını güvenceye almak ve uluslararası işçi sınıfının olası devrimci hareketlerini bastırmak için kurulmuş küresel bir terör aygıtıdır.
NATO, dünya çapında "demokrasi ve insan hakları" bahane edilerek askeri operasyonlar ve savaşlar örgütleyen, milyonlarca insanın ölümüne ve yıkıma yol açan kanlı bir sicile sahiptir. 2. Dünya Savaşı sonrası devrimin dünyaya yayılmasını engellemek için kurulmuş, SSCB'nin çözülmesinden sonra ABD hegemonyasının temsilcisi haline gelmiştir. Bu hegemonyayı korumak ve pekiştirmek için giriştiği kanlı eylemlerin listesi kabarıktır; Yugoslavya'da hastaneleri ve okulları bombalaması, Irak'ta kitle imha silahı yalanıyla yüz binlerce sivili katletmesi, Afganistan'da yirmi yıl boyunca on binlerce masum insanı öldürmesi ve Libya'yı kaosa sürükleyerek terör örgütlerine yem etmesi, bu örgütün vahşi yüzünü anlamak için yeter de artar bile. Bu hegemonya geriledikçe NATO daha da agresifleşmekte, savaş çağrılarını büyütmektedir.
NATO zirvesinin 7-8 Temmuz'da Ankara'da toplanıyor oluşu ise özel bir anlam taşımaktadır. Filistin'de soykırım sürüyor; İran-İsrail/ABD savaşı anlık olarak durulmuş görünse de çözüme kavuştuğu asla söylenemez. Rusya-Ukrayna savaşı yıllardır devam ediyor. Küba'dan Venezuela'ya, oradan Tayvan'a yerkürenin her yanı askeri operasyonlar ve karşılıklı yükselen gerilimler içinde ilerlerken Ortadoğu ise adeta bir barut fıçısıdır.
Saray rejimi ise tüm bu kargaşanın içinde Rusya ambargolarını delerek ondan petrol ve doğalgaz almakta, aynı anda Ukrayna'ya drone satmaktadır. İsrail'le ticareti yasaklamış görünürken aslında ticaret hacmini büyütmekte, bir yandan Suriye sahasında İsrail'le çatışan çıkarları onu zorlamaktadır. İran'la savaşmak istemese de ABD'ye ve Trump'a yaranmak, onun desteğini almak için her şeyi yapmaya da hazırdır. Çünkü içeride günden güne kaybettiği meşruiyetine rağmen iktidarını koruyabilmek için emperyalizme daha da fazla muhtaçtır.
Avrupa ülkeleri de askeri harcamalarını artırıp ordularını yenilemeye çabalarken, NATO'nun personel sayısı bazında en büyük ikinci ordusu ve artık dünya pazarında önemli bir yere sahip savaş sanayisiyle Türkiye'ye daha fazla ihtiyaç duyuyorlar. Bu zirve dolayısıyla Erdoğan hükümeti için çok kritiktir ve başkenti emperyalistlere hizmet için makyajlanmış güzel bir fuar alanına çevirmek istemektedir. Bu görüntüyü bozacak en ufak bir duruma mahal vermemek için onlarca insan, NATO'ya karşı muhalefet suçundan gözaltına alınmış, tutuklanmıştır.
Biz Türkiye'nin NATO'dan çıkması gerektiğini ve NATO denen bu terör örgütünün dağıtılmasını savunuyoruz. Kapitalist sistemin dünya çapındaki egemenliğinin en önemli parçalarından birisi olan NATO'ya karşı mücadele ise, zorunlu olarak enternasyonal olmalıdır. Bu küresel silaha ancak dünya çapında örgütlenmiş bir işçi sınıfı karşılık verebilir.
NATO'nun gücü, silah üretiminden lojistiğe kadar her alanda işçi sınıfının emeğine muhtaçtır. Dolayısıyla da işçilerin elindeki en önemli güç, üretimden gelen güçtür. İşçiler, NATO'nun savaş bölgelerine veya müttefiklerine gidecek silahları ve askeri mühimmatı taşımayı reddederek, bunların üretilmemesi için greve giderek ve direnişe geçerek bu savaş makinasını durdurabilirler.
İşçi sınıfının bu yolda görmesi gereken ilk şey, esas düşmanın içeride olduğudur. NATO'ya karşı mücadele, o ülkedeki burjuvaziyle mücadeleden ayrı bir şey değildir. Mücadele, her ülkenin işçi sınıfının kendi egemen sınıfına ve kendi hükümetinin dış politikasına karşı ayağa kalkmasıyla başlar.
NATO, bütçesini üye ülkelerin işçilerinin ceplerinden çalarak sağlamaktadır. Bu nedenle "Bombalara Değil, Eğitime ve Sağlığa Bütçe" şiarı sadece ekonomik bir talep olmanın ötesine geçmektedir. Atılması gereken temel adım, tüm silah şirketlerinin ve onlara fon sağlayan büyük bankaların tazminatsız olarak kamulaştırılması ve işçi denetimine devredilmesidir.
Son olarak NATO, tüm bu barış ve kardeşlik yalanlarını, işçi sınıfını birbirine kırdırmak için kullanmaktadır. Şovenizm ve milliyetçilik, bu savaş makinasının olmazsa olmazıdır.
Bu nedenle halklar arası barışı ve sınıflar arası savaşı savunmadan NATO'ya karşı çıkılamaz. İşçi sınıfının düşmanı farklı halklardan işçiler değil, onları bu düzene sıkıştıran burjuvazinin kendisidir.
NATO'ya karşı savaş, emperyalizme karşı enternasyonal mücadelenin, burjuvaziye karşı işçi sınıfının, kapitalizme karşı komünizmin savaşıdır. İşçi sınıfının birincil görevi, yeni savaş planları yapılacak NATO zirvelerine karşı silahını kendi burjuvazisine çevirmek, emperyalist savaşları bir sınıf savaşına dönüştürmektir.
Fakat işçi sınıfı, üzerine yüklenen tüm bu görevleri kendiliğinden üstlenemez. Bu sorumluluk, işçi sınıfının kapitalizme karşı küresel ölçekte mücadele edecek bir dünya partisinde örgütlenmesiyle üstesinden gelinebilir. Bu nedenle Devrimci Komünist Enternasyonal'in tüm dünyada örgütlenmesi ve işçi sınıfının öncü gücü haline gelmesi, önümüzdeki en yakıcı problemdir. Herkesi Devrimci Komünist Enternasyonal saflarında örgütlenmeye, beraber işçi sınıfının dünya partisini örgütlemeye çağırıyoruz!
Devrimci Komünist Enternasyonal



