İran’a karşı savaş: komünistler hangi tarafta duruyor? Share Tweet28 Şubat cumartesi sabahı İran’ın başkenti Tahran, ABD ve İsrail füzelerinden dolayı şiddetli patlamalarla sallandı. Tahran, Kum ve diğer İran şehirlerinden yükselen duman bulutları da savaşın başladığını ilan etti.Bir anda bitmek bilmeyen gereksiz müzakereler parodisi gerçeklikle kesildi.Aylar boyunca oynanan bu absürt oyun kısa bir süre sonra anlaşmaya varılacağı ve bölgede barış ile uyumun hüküm süreceği ilüzyonunu yaratmak için sahnelendi.Washington’un amaçlarının ve ABD ordusunun saldırmasının ne kadar yakın olduğunun farkında olan ve ülkesi aylardır müzakereleri yöneten Umman Dışişleri Bakanı Badr Albusaidi, acele bir şekilde Washington’a gidip konuşulanları en pozitif şekilde göstermeye çalıştı. Beklenmeyen bir hareketle CBS’ye bile çıkıp yeşeren anlaşmayla ilgili büyük detaylar vererek barış anlaşmasının yakında olduğunu söyledi.Ancak Albusaidi'ye sadece Başkan Yardımcısı JD Vance ile görüşme izni verildi. Burada, müzakerelerin büyük bir atılımın eşiğinde olduğunu savundu. Önerilen anlaşmanın, Donald Trump'ın 2018'de çekildiği 2015 nükleer anlaşmasını aşacağını iddia etti.Albusaidi’ye göre, İran yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stoklarını yok etmeyi kabul ettiğini ve ülke içindeki birikmiş rezervleri daha az zenginleştirilmiş materyale dönüştürüp Uluslararası Atom Enerji Ajansı’nın (IAEA) kapsamlı denetimine izin vereceğini kabul etmişti. Üzerine, ABD denetimcilerinin potansiyel olarak İran’da, IAEA yanında çalışabileceklerini ekledi. İleri sürülen şartlara göre İran, uranyum zenginleştirmesini sadece sivil nükleer enerji amaçlarına yetecek seviyelerle sınırlayacaktı.Bunlar ABD’nin bile kabul edebileceği derecede makul şartlar. Tabi eğer ABD barış’a biraz bile ilgili olsaydı.Ve ABD, bu makul önerilere bomba ve füze yağmuruyla karşılık verdi.[Ayrıca okuyun: Trump prepares for war with Iran – down with imperialist aggression!]Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitry Medvedev, Trump'ı İran'a yönelik saldırı nedeniyle kınadı ve ABD'nin 250 yıllık nispeten kısa tarihine karşılık Fars medeniyetinin 2500 yıllık geçmişi göz önüne alındığında, hangi tarafın daha uzun süre dayanma gücüne sahip olduğunu sorguladı.Medvedev:“Barış kurucu yüzünü tekrardan gösterdi,” “İran’la olan bütün müzakereler sadece bir kılıftı. Kimse şüphelenmedi. Kimse hiçbir şeyi müzakere etmek zaten istemiyordu.”Bir İranlı Telegram kanalında ise şu ifadeler yer aldı: "İran diplomasi peşindeyken ABD yine saldırdı. Terörist devlet ABD ile diplomasi yine işe yaramadı."Tekrarlanan bir performansBöyle bir saçmalığı ilk kez görmüyoruz. Geçen yaz da tam olarak aynı diplomatik oyun oynanmıştı.Senaryo birebir aynıydı. Oyuncular da aşağı yukarı aynıydı. Ve sonu da baştan beri tahmin edilebilirdi.Beyaz Saray'daki adam şimdi müzakerelerin başarısız olmasının nedeninin İranlıların "iyi niyetle" müzakere etmeye hazır olmamaları olduğunu söylüyor.Bu bir yalan. Kötü niyetle müzakere edenler İranlılar değil, İran'a saldırma ve hükümetini devirme kararlılıklarını gizlemek için kasıtlı olarak sahte müzakerelerin sis perdesini kullanan Amerikalılardı.Fakat bu sefer, bu diplomatik saklambaç oyununda önemli farklar var.Geçen yıl Haziran’da İran’a karşı savaştaki gibi senaryo birebirdi. Aktörler de az çok aynı. Sonu da aynı şekilde baştan tahmin edilebilirdi. / Fotoğraf : kendi çalışmamızGeçen yaz, tam iyi gittiği söylenen müzakerelerin ortasındayken uyarı olmadan ve bir anda başlatılan haince saldırıya İranlılar hazırlıksız yakalandılar.Bu sefer işler çok farklıydı. İran tarafı artık Amerikalıların iyi niyetle müzakere edeceğine güvenmiyordu.Özellikle Donald J. Trump'a güvenmiyorlardı ve önceden, sürpriz bir saldırıya maruz kalmayacaklarını ve herhangi bir saldırıya büyük bir karşılık vereceklerini belirtmişlerdi.Burada ikinci büyük farkı görüyoruz.Tüm savaşçı söylemlerine rağmen, Trump'ın tercihi her zaman savaş açmaktansa (ki bu birçok açıdan pahalıdır) bir anlaşma yapmaya çalışmaktır (ki bu ucuzdur).Yaklaşık bir hafta sonra geçen haziranda, Amerikalılarla İsrailliler ana amaçları olan rejimi devirmeyi başaramadıklarını fark edince güç dengelerini yeniden gözlemlediler. Ve, savaşı uzatmak gibi bir pozisyonda olmadıkları sonucuna vardılarİlk aşamalardaki ağır bombardımana rağmen İran hayatta kaldı ve saldırıya geçti, İsrail’in sözde aşılmaz demir kubbesini delerek füzeler yağdırmaya başladı.İran uzun bir süre boyunca biriktirdiği büyük bir füze stoğuna sahipken, özellikle ABD ve İsrail'in sahip olduğu hava savunma füzeleri, savaşı uzun süre sürdürmek için yetersizdi.Bu nedenle Donald Trump, devam etmenin tehlikeli olacağını görünce düşmanlıkları sona erdirmeye karar verdi. Böylece, daha sonra On İki Gün Savaşı olarak adlandırılacak olan savaşa son verdi.Peki, bugün durum nedir?Amerika Birleşik Devletleri'nin, güçlü ABD Donanması'nın desteğiyle bölgede muazzam bir askeri güç biriktirdiği doğrudur.Fakat bu görünen güç altta yatan, yeni olmayan ve tüm operasyona büyük risk getiren bir zayıflığı gizliyor.Yakın zamanda Amerikan başkanı, ABD silahlı kuvvetleri ve CIA’in baş temsilcileri ile toplantı yaptı. Onlara İran üzerinde başarılı bir saldırının mümkünatını ve içeridği riskleri değerlendirmelerini istedi.Toplantı gizli şekilde yapıldı fakat basına yayılan bazı iddialara göre aldığı cevaplardan memnun kalmadı. Toplanan askeri şeflerin hiçbiri ona başarı garantisi veremedi. Ayrıca bu savaşın geçen yılki gibi hızlı ve kolay bir şekilde sona erebileceğinden de emin olamadılar.Daha da ileriye giderek Amerikan güçlerinin potansiyel olarak çok ciddi kayıplara maruz kalabileceğini söylediler.Anketlerde birinci olmakla takıntılı olan biri için bu duymayı beklemediği bir şeydi. Basın, başkanın toplantıdan hem öfkeli hem de hayal kırıklığına uğramış bir şekilde çıktığını bildirdi.Bu raporlar Donald Trump’ı düşündürmeliydi. Fakat Trump Bey, ciddi düşünmeye pek meyilli bir insan değil. Aksine, ani dürtüler ve içgüdülerle hareket eden, her konuda konuştuğu son kişiden etkilenen bir insan izlenimi veriyor. Ve bu konularda her şeyden önce çok sağlam temellere dayalı görüşleri var. Buna, köklü ve bitmeyen nefretini asla tamamen gizleyemediği İran da dahil.Bu sabah Amerika’nın İran’a saldırdığı zamanda yapılan şaşırtıcı açıklamada Trump, kötü İranlıların yıllar boyunca masum ABD vatandaşlarına karşı işlediği iddia edilen suçların uzun bir listesini sundu.Tiradına “Tahran’da ABD konsolosluğunun ele geçirilmesi ve onlarca Amerikalının 444 gün boyunca rehin alınması” ile başlıyor. Bu olay 4 Kasım 1979’da, militan İranlı öğrencilerin ABD konsolosluğunu basmasıyla yaşanıyor.Yarım yüzyıl önce yaşanan bir olayla başlıyor yani! Ama Beyaz Saray’daki adam sanki dün yaşanmış gibi ortaya koyuyor. Belli ki bu olay, boğazına takılmış bir kılçık gibi o zamandan beri aklından çıkmıyor.Ve sonunda listesini bitirirken zaferle ekliyor: “Ve İsrail'e yapılan canavarca 7 Ekim saldırılarını başlatan İran'ın vekili Hamas'tı.”CIA'nın kendisinin bu saldırının İran'la hiçbir ilgisinin olmadığını, İran'ın bundan haberdar olmadığını ve olaya karışmadığını açıkça belirten bir rapor yayınladığını görmezden geliyor.Ancak kimse gerçeklerin iyi bir hikayeyi bozmasına izin vermemeli. Amerikan başkanının kızarmış beyninde, İran, dünyada kötülüğün cisimleşmiş hali olmuş bir terörist rejim, uzunca bir listede yer alan tarif edilemez suçların işleyicisi, Orta Doğu’da tüm problem ve başkaldırıların sebebi ve Birleşik Devletlerin güvenliğine (hatta varlığına) bir tehdit haline gelmiştir.Kesinlikle çok başarılı bir senaryo, Beyaz Saray’daki adamın o çok sevdiği televizyon dramalarına tam da uyacak türden.Ancak gerçekte, bu tür dizilerin çoğunun gerçeklikle ilişkisi son derece zayıftır ve sıklıkla gerçeği tersine çevirirler.Hava savunma füzesi eksikliğinden geçen hazirandaki savaş ABD ve İsraile karşı kötüleşmeye başladı. Bundan dolayı geri çekilmek zorunda kaldılar/ Görsel: kamu malıEğer yıllarca dünya sahnesinde savaşlara, başkaldırılara, ölüme ve yıkıma sebep olmuş bir rejimi parmaklarla göstermek isteseydik, İran’ı değil, Amerikan Birleşik Devletlerini göstermemiz gerekirdi.Bunu söyleyerek Tahran’daki molla rejimi tarafından işlenen suçları hiçbir şekilde göz ardı etmek istemiyoruz. Ancak bunlar, ABD emperyalizminin gerçekleştirdiği kitlesel terörizm, suç dolu savaşlar ve saldırganlık, katliam ve yıkımın korkunç sicili karşısında önemsiz kalıyor.Ve eğer Orta Doğu’da en çok savaş, başkaldırı ve terörist eyleme sebep olan asıl suçluyu arıyorsak, suçlanacak taraf, Amerika’nın o bölgedeki ana müttefiki ve vekili olan İsrail olacaktır.Yıllardır Washington, İsrail rejimine Ortadoğu'daki saldırgan ve yayılmacı politikalarını sürdürmesi için tam bir serbestlik tanıdı.Onu tepeden tırnağa silahlandırdı ve ekonomisini destekledi. Böylece saldırgan emellerini hiçbir engel olmadan gerçekleştirmesini sağladı.Eğer İsrail’in Gaza’nın halkına karşı işlediği soykırımcı savaşı ve Batı Şeria’da yaşayan Filistinlilere karşı olan canavarca baskısını bir yana bıraksak bile İsrail hiçbir zaman komşu ülkelerine, Lübnan, Suriye, Yemen, Irak ve tabiki de İran’ın kendisine karşı sebepsiz saldırganlığını bırakmamıştır.ABD ve İsrail'deki suç ortaklarının İran'a karşı başlattığı bu savaşın, İsrail'de giderek artan bir şekilde hoşnutsuzlaşan nüfus üzerindeki kontrolünü sürdürmeye çalışan savaş kışkırtıcısı Benjamin Netanyahu'nun saldırgan politikalarının doğrudan bir devamı olduğu açıktır.Tüm savaşçı söylemlerine rağmen, İran'ın ABD için hiçbir tehdit oluşturmadığı kamuoyunca bilinen bir gerçektir ki, Trump'ı İran'a savaş ilan etmeye iten şeyin Netanyahu'nun baskısı olduğundan hiç şüphe yoktur.Hatta, günümüzde İran ne İsrail’e ne de Orta Doğu’da olan hiç bir ülkeye acil bir tehdit oluşturmuyor. Savaş çıkarmaya çalışan terörist bir rejim olmaktan çok uzak, savaştan kaçınmak ve ABD ile barış yapmak için her türlü çabayı göstermiştir. Mevcut savaşın nedenleri Tahran'da değil, Washington ve Kudüs'te aranmalıdır.Amerika’nın bu savaşta amacı ne?Herhangi bir savaşta savaşan güçlerin iki hususu aklında bulundurması gerekir: hedef nedir ve beklenen sonuç nedir?Kesin hedeflerin eksikliğinde sonsuz karışıklık, çelişki ve en sonunda mağlubiyet gelirAncak Donald Trump, nereye gittiği konusunda hiçbir fikri olmayan, sokakta amaçsızca sendeleyen sarhoş bir adam gibi bu savaşa tökezleyerek girmiş gibi görünüyor.Bu beyefendinin çalışma biçimi sürekli olarak dürtüsel hareket etmek gibi görünüyor. Ancak bu tür bir yaklaşım, savaş için kabul edilemezEzici askeri güç kullanımının kısa sürede istenen sonucu getirebileceğini varsayıyor gibi görünüyor. Daha sonra ele alacağımız bazı nedenlerden dolayı, düşmanlıkların uzamasını her ne pahasına olursa olsun önlemek istiyor.Ancak ana hedef ne? Bu hiçbir zaman açıklığa kavuşturulmadı. Daha doğrusu, farklı zamanlarda farklı hedefler ileri atıldı.Yakın zamanda rejime karşı gerçekleşen kitlesel protestolar sırasında, eğer rejim protestoculara karşı baskı uygulayacak olurlarsa askeri müdahalede bulunmakla tehdit etti.Tahmin edildiği gibi baskı gerçekleşti ve bir dizi protestocu öldürüldü. Donald Trump'ın öne sürdüğü rakamlar kesinlikle abartılıdır, çünkü ne kendisi ne de başka biri gerçek rakamın ne olduğunu kesin olarak söyleyebilir.Her halükarda, bu pek de önemli değil, çünkü protestolar sırasında veya hemen sonrasında hiçbir eylem gerçekleşmedi. Şimdilerdeyse, tüm bu konu sessizce bir kenara bırakıldı ve neredeyse hiç dile getirilmiyor.Belli ki göstericilerin kaderi, başkanın öncelik listesinde çok da yukarıda değildi. Şimdi onlara sokaklardan uzak durmalarını ve evlerinde kalmalarını söylüyor, aksi takdirde rejim tarafından değil, iddiaya göre onlara yardım etmek için gönderilen Amerikan bombaları tarafından öldürülebileceklerini söylüyor!Bahsedilen diğer hedeflerden biri de son yıllarda büyümüş olan İran’ın uzun menzilli füze stoğunun ortadan kaldırılmasıdır.Ancak İranlıların müzakereler sırasında böyle bir talebi kabul etmeleri mümkün değil, çünkü bu, İsrail saldırganlığı karşısında silahsızlanma talebi anlamına geliyor. Yani, İranlılardan intihar etmelerini istiyor.İranlılar bunu asla kabul edemeyeceğinden ve Amerikalılar ile İsrailliler onları askeri olarak asla yok edemeyeceğinden, bu gerçekçi bir savaş hedefi olarak da değerlendirilemez.Aynı durum, İran'ın Gazze'deki Hamas, Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler gibi bölgedeki müttefiklerine verdiği desteği kesmesi talebi için de geçerlidir. Bu, İranlıların Ortadoğu'daki müttefiklerini terk etmelerini talep ediyor; oysa bu müttefiklerin yardımı açıkça önemli bir faktör haline geliyor. Bu da aynı şekilde reddedilebilir.İran'ın nükleer programının tamamını fiilen terk etmesi talebi de aynı şekilde kabul edilemez.Aslında, hiç bir bağımsız devlet en basit haklarını reddetme anlamına gelen bu tür talebi kabul edemez.En sonunda, sadece tek bir hedefle kalıyoruz. ABD’nin başkanı tarafından artık açıkça söylenen bir hedef:Amerika Birleşik Devletleri'nin temel, hatta tek gerçek savaş amacı, İran'da rejim değişikliğidir.Aslında, rejimin devrilmesi baştan beri asıl hedefti. Bu, uzun zamandır İsraillilerin ve ABD emperyalist yönetiminin de amacıydı.On İki Gün Savaşı’nda İsrail’in İran’a karşı ilk saldırısı Tahran hükümetinin başını keserek yok etme girişimiydi. Birkaç önemli İranlı askeri yetkiliyi öldürmeyi başardılar. Ancak rejimi tamamen devirme amacına ulaşamadılar.Rejim ayakta kaldı ve İsrail’i çok tehlikeli bir konuma sokan bir füze saldırısıyla karşılık verdi. Trump'ın o zaman durdurma kararı almasının nedeni de buydu ve başka bir neden yoktu.Şimdi tarihin tekerrür etmesi muhtemel görünüyor. Ancak koşullar artık tamamen farklı ve sonuç da muhtemelen farklı olacak.İran’ın Liderlerini Hedef AlmaUydu görüntüleri, İran'ın Yüksek Lideri Ali Hamaney'in yerleşkesinin neredeyse tamamen yıkıldığını gösteriyor gibi görünüyor. Ancak bu yazının yazıldığı sırada kendisinin yerleşkede olup olmadığına dair kesin bir bilgi yok. Amerikalıların ve İsraillilerin İran hükümetinin kilit liderlerini hedef aldığı açık.Bu sırada, resmi İsrailli kaynaklar İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun başı, general Muhammed Pakpur’un ve İran’ın istihbarat başı ve savunma bakanının bu sabahki saldırılarda öldürüldüğünü iddia ediyorlar.Ancak, şu anda, bu iddiaların hiçbiri kesin değil.Bu arada, İran'da sivil kayıplarına ilişkin haberler artıyor.Bir israilli füze, kızlar için olan bir ilkokulda 80 çocuk öldürdü. Halkın büyük bir kesimi rejimi sevmezken, ABD emperyalizmine ve İsrail'e duydukları nefret çok daha büyük. / Görsel: Tasnim News Agencyİran'ın güneyindeki Hormozgan eyaletine bağlı Minab şehrinde bir kız ilkokuluna düzenlenen İsrail saldırısında 80'den fazla öğrenci hayatını kaybetti. Kayıpların sayısı arttıkça, halkın öfkesi ve kızgınlığı da artacaktır.Bu gerçek, bir Amerikan saldırısının yakın zamanda rejim değişikliğine yol açacağı fikrini desteklemez. Halkın büyük bir kesimi rejimi sevmezken, ABD emperyalizmine ve İsrail'e duydukları nefret çok daha büyük.Onları potansiyel kurtarıcılar olarak görmeleri pek olası görünmüyor. Görmemeliler de zaten.İran’ın Yanıtıİran parlementosunun milli güvenlik komisyonunun başı İbrahim Azizi, İran’ın “ezici” bir yanıt vereceği konusunda uyardı. “Sizi uyardık! Şimdi sizin kontrolünüz altında olmayan bir yola saptınız” diye sosyal medyada paylaştı.İran, saldırıların başlamasından yaklaşık bir saat sonra misilleme olarak roket saldırılarına başladı. İsrail hava savunma sistemleri gelen füzeleri düşürmeye çalışırken, Tel Aviv, Kudüs ve Hayfa dahil olmak üzere İsrail'in her yerinde patlamalar meydana geldi.İran füzelerinin, Katar'daki El-Udeid Hava Üssü, Kuveyt'teki El-Salem Hava Üssü, Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki El-Dhafra Hava Üssü ve Bahreyn'deki ABD Beşinci Filo karargahı da dahil olmak üzere bölgedeki ABD askeri üslerine ateş açtığı bildirildi. Suudi Arabistan'ın Riyad kentinde de patlamalar duyuldu.Yemen'de Husiler, İsrail'e karşı füze saldırılarına yakında yeniden başlayacaklarını açıkladılar. Bu arada, İran'la ittifak halindeki Iraklı bir milis grubu, "İran'ın saldırılarına karşılık olarak yakında Amerikan üslerine saldırmaya başlayacağını" söyledi.Avrupa’nın ÖnemsizliğiBu olaylar Avrupa’nın dünya meselelerindeki tamamen önemsizliğini göz önüne koyuyor. Avrupalılarla Amerikan planlarıyla ilgili görüşülmedi ve önceden uyarılmadı. Von der Leyen şunları söylüyor:“İran'daki gelişmeler son derece endişe verici. Bölgedeki ortaklarımızla yakın temasımızı sürdürüyoruz. Bölgesel güvenlik ve istikrarın korunmasına olan sarsılmaz bağlılığımızı yeniden teyit ediyoruz. Nükleer güvenliğin sağlanması ve gerilimleri daha da tırmandırabilecek veya küresel nükleer silahların yayılmasını önleme rejimini baltalayabilecek her türlü eylemin önlenmesi kritik önem taşımaktadır. Tüm tarafları azami ölçüde itidal göstermeye, sivilleri korumaya ve uluslararası hukuka tam olarak saygı göstermeye çağırıyoruz.”Tam anlamıyla anlamsız bir boş laf tekrarı!Ancak Norveç dışişleri bakanı, İran'a yapılan saldırıların uluslararası hukuku ihlal ettiğini belirterek ve krize diplomatik bir çözüm çağrısında bulunarak safları bozmuş gibi görünüyor.Ancak Londra'dan gelen çelişkili açıklamalar, Avrupa'nın bu olaylara verdiği yanıt konusunda tamamen kargaşa içinde olduğunu vurguluyor gibi görünüyor.Adı açıklanmayan bir İngiliz hükümet sözcüsünün ilk açıklamasında şu ifadeler yer aldı: “Daha geniş bir bölgesel çatışmaya dönüşmesini istemiyoruz.”Ancak sonraki açıklamada, Başbakan Starmer bölgeye savaş uçacağı göndereceğini ima etti, tabi ne için olduğunu tahmin etmesi zor.Her halükarda, Avrupalıların bu günlerde ne dediğine kimsenin fazla önem vermediği oldukça açık.Şimdi ne olacak?Napolyon, savaşın tüm denklemlerin en karmaşık olanı olduğunu söylemiştir. Herhangi bir savaşın sonucunu önceden tahmin etmek her zaman zordur, çünkü önceden bilinmesi zor, hatta imkansız olan çok sayıda bilinmeyen faktör vardır.Mevcut çatışma da bir istisna değildir. Gerçek güç dengesine bağlı olarak, birkaç farklı sonuç olabilir ve bu denge ancak çatışmanın kendi seyrinde netleşecektir.Bu sonuçlar, çatışmanın herhangi bir tarafındaki niyetlerle uyuşmak zorunda değil. Çoğu zaman bu iki şey birbiriyle çelişecektir.Donald Trump'ın açık niyeti İran'da rejim değişikliği sağlamaktır. Ancak bunun söylendiği kadar kolay olmadığını bilmesi gerekiyor. Generalleri ona böyle bir sonucun kesin olmaktan çok uzak olduğunu söylemişlerdir.Daha da kötüsü, bunun kısa bir süre içinde kesinlikle garanti edilemeyeceğini söylemişlerdir. Ancak zaman, Amerikalıların bol miktarda sahip olmadığı bir şeydir.Batı'da Amerika'nın sınırsız ekonomik ve askeri rezervlere sahip olduğuna dair genel inancın aksine, gerçekler tamamen farklı bir hikaye anlatıyor.Son yıllarda birçok farklı çatışmaya sürekli katılımın bir sonucu olarak, Amerika'nın silah stokları ciddi şekilde azaldı. Özellikle Patriot gibi hava savunma füzelerinde ciddi bir eksiklik söz konusu.Ukrayna’daki çatışma Amerikanın hem mali hem de askeri rezervlerini dev bir sünger gibi çekti.Sonuç artık kesin. Bazı tahminlere göre Amerika İran’a karşı savaşı sadece beş ya da on gün devam ettirebilir, daha fazlası zorBirkaç gün önce, Financial Times “Savunma mühimmatı eksikliği İran üzerinde savaşı şekillendirecek” başlığıyla bir makale yayınladı.Makale bize, “ABD ve İsrail’in, geçen yılki 12 günlük savaş sırasında benzeri görülmemiş bir hızda füze tükettiğini" belirterek başlıyor ve şu şekilde sonuçlanıyor:“Yetkililer ve analistlere göre, ABD güçlerini ve müttefiklerini Tahran füzelerinden korumak için gerekli olan kritik savunma mühimmatının sınırlı tedariki, İran'a karşı askeri saldırıyı şekillendirecek gibi görünüyor.”On İki Günlük Savaş sırasında İran, İsrail’e karşı 500’den fazla füze fırlattı. Yaklaşık 35’i İsrailin çok katmanlı hava savunmasını delmeyi başardı. Bu, Demir Kubbe hava savunma programının dokunulmazlığına inanmaya eğitilen bir çok İsrailli için ciddi bir psikolojik şok yarattı.Ve İran, emrinde birkaç bin füze stoğuna sahip. Bu da, ABD'deki silah üretiminin ciddi sorunları göz önüne alındığında, Amerikalılar ve İsraillilerin rekabet edebileceğinden çok daha uzun bir süre İsrail'i yoğun bir şekilde bombalama programına devam etmesine olanak tanıyacak.Bundan dolayı Trump, bir önceki yıl gibi hemen bitirebileceği kısa bir savaşa kumar oynuyor. Ancak bunu sağlayabilecek bir pozisyonda olmadığı açık.Şimdi ise, geçen yıl olduğu gibi İranlıların da tepkilerinde ölçülü davranacakları umuduyla “sınırlı bir saldırıdan” bahsediyor.Ancak İranlılar, bu sefer Trump'ın savaş başlatabileceğini, ancak savaşın ne zaman biteceğine karar veremeyeceğini uyardılar. Bu karar, Beyaz Saray'daki adama uymak için acele etmeyecek olan İranlıların elinde olacak. Sonuçta, neden etsinler ki?Çatışmanın uzaması ve Amerika ile İsrail'in füze konusunda ciddi sıkıntılar yaşaması, İsrail üzerinde ağır baskılar oluşturacaktır.Eninde yada sonunda, Trump için onursuz ve aşağılayıcı bir geri çekilme zorunlu olacak.Bu Trump’ın Amerika’daki itibarına ve onun için çok önemli olan yaklaşan ara seçimlerde çok olumsuz sonuçlar doğuracaktır.Trump şu anda çok zor bir durumda. Ekonomi politikası istenen sonuçları vermedi ve MAGA tabanında artan bir hoşnutsuzluk var.İşte tam olarak bu sebep onu Orta doğu’da bir maceraya çıkmaya ittirdi. Hem de önceden hiçbir şekilde yapmayacağına söz vermesine rağmen.Kumarbaz bir adam olarak, İran'la kolay ve hızlı bir savaşa, zaferle sonuçlanacak bir savaşa, umduğu gibi rejimin çöküşüne ve Tahran'da Amerikan yanlısı bir hükümetin kurulmasına bahse gireceğini düşünüyordu.Ancak, azılı kumarbazların başına sıkça geldiği gibi, bahisler her zaman kazançlı çıkmaz. Çoğu zaman, yıkımla sonuçlanırlar.Ortadoğu'da felaketle sonuçlanacak bir savaş, Donald Trump'ın hırslarının sonunu ve aşağılayıcı bir yenilgiye, makam kaybına, itibar kaybına, yani onun için önemli olan her şeyin kaybına doğru yavaş bir inişi ifade ediyor.SonuçPeki olası alternatifler neler? Öncelikle, Donald J. Trump'ın umduğu senaryo: Kısa, başarılı bir savaş, rejimin çöküşü, halk ayaklanması ve İran'da Amerikan yanlısı bir rejimin ortaya çıkması.Böyle bir sonucu tamamen görmezden gelemesek de, mevcut koşullar altında son derece düşük bir olasılık gibi görünüyor. Açıkçası, bunun imkansız olduğunu söyleyebilirim.Bu arada, Amerikalılar mevcut rejimi devirmeyi başarsalar bile, sonuç mutlaka onların hoşuna gitmeyecektir. Amerikan rejim değişikliği girişimlerinin hepsinin felaketle sonuçlandığını hatırlayalım. Irak, Suriye ve Libya örnekleri hemen akla geliyor.İran'daki mevcut rejimin devrilmesi, İran toplumunun tüm gizli çelişkilerinin şiddet, ulusal ve mezhep çatışmaları ve Amerikalıların kaos yarattığı diğer ülkelerde gördüğümüz tüm dehşet verici olaylarla birlikte ortaya çıkacağı bir kaos durumuna yol açacaktır.Bu da Ortadoğu'nun tamamı için korkunç bir kaosa, savaşa ve krizlere yol açarak, kitleler için on yıllarca sürebilecek bir kabus senaryosu yaratacaktır.Hiç de hoş bir bakış açısı değil!İkinci sonuç ise, rejimin, bombalamanın yol açacağı bariz kayıplara ve hasara rağmen, ilk saldırıya direnmesidir. Bu kayıplar çok önemli olacak, ancak belirleyici olmayacaktır.Kesin olarak şunu ifade edelim: Ya ABD ve İsrail hızlı bir zaferle ayrılırlar, ya da savaş uzar ve kendilerini ciddi sıkıntılarda bulurlar.Vietnam Savaşı sırasında Henry Kissinger: “Kazanmadığımızdan dolayı kaybediyoruz. Ve onlar (Vietnamlılar) kazanıyorlar çünkü kaybetmiyorlar.” demişti.Aynı argüman şimdi İran'da daha da büyük bir güçle geçerli olacaktır. Rejimin yapması gereken tek şey, ABD'ye ciddi zarar verecek ve İran'ın kapasitesi dahilinde olan hedeflere saldırırken, direnmek, bir arada kalmak ve beklemektir.En bariz hedef, dünya ticaretinin en önemli organından biri olan Hürmüz Boğazı’nı kapatmak olacaktır. Bu tür bir kapatma dünya ekonomisine felaket gibi bir etki yaratacaktır.En sonunda ABD kaybettiklerini kabul edip bir tür anlaşmaya gitmek zorunda kalacaklardır.Aslında, arka planda Amerikalılarla İranlılar arasında en kötü senaryodan kaçınmak için gizli müzakereler yürütülüyor olması fikrini görmezden gelemeyiz.Ancak şu anda bu en azından oldukça düşük bir olasılık gibi görünüyor. Karşılıklı suçlamaların, ithamların ve hakaretlerin artması, olağanüstü askeri güç birikimi ve her şeyden önce Beyaz Saray'daki adamın inatçılığı, düşmanlıkların daha da yoğunlaşmasına işaret ediyor gibi görünüyor.Bu gerçekten de en olası sonuç gibi görünüyor. Ama kim bilebilir ki? Uluslararası gizli diplomasinin karanlık dünyası her zaman kapalı kapılar ardında gerçekleşir ve belirli koşullar altında görünüşte imkansız anlaşmalara varılabilir.Bu soruyu açık bırakmak zorundayız çünkü savaşın sonucunun ne olacağını söylemek imkansız.Savaşa karşı tutumumuzKomünistlerin savaşa karşı tutumu her zaman somut bir sorudur. Bu, ahlaki veya duygusal hiçbir değerlendirmeyle değil, tamamen her durumda dünya proletar devriminin genel çıkarlarıyla belirlenir.Tutumumuz asla kimin önce saldırdığı gibi biçimsel sorularla belirlenmez. Çoğu zaman, savunma savaşı içinde olan ülkeler önce saldırıya geçmek zorunda kalırlar.Ancak şu konuda kesin olalım. Amerikan Birleşik Devletleri dünyadaki en canavarca, gerici ve karşı devrimci güçtür.Ve enternasyonalistler olarak görevimiz, bu karşı devrimci canavara ve İsrailli vekillerine karşı elimizde olan bütün imkanları kullanarak amansız bir mücadele yürütmektir.Eğer herhangi bir ülkeye karşı sebepsiz yere yapılan bir saldırı örneği varsa, bu kesinlikle buradaki durumdur.Devrimci Komünist Enternasyonal tutumunu açık ve net bir şekilde açıklamalıdır:Amerikan emperyalizminin ve İsrail vekillerinin saldırgan eylemlerine karşı İran'ın koşulsuz savunmasını savunuyoruz.Bu hiçbir şekilde Tahran rejimine destek anlamına gelmez. Ancak bu rejimle başa çıkma görevi İran halkının ve yalnızca İran halkının görevidir. Hiçbir koşulda bu sorunu çözmek için ABD emperyalizmine güvenemezler.Her şeyden önce, gerici emperyalist savaşlara karşıyız ve gerçek düşmana karşı tüm emekçi halkın birliğini savunuyoruz. Gerçek düşman ise yağmacı emperyalizm ve onun ardındaki kapitalist sistemdir.