Rojava’da Kürtler işgal altında! - Sadece emperyalizme karşı devrimci mücadele katliama engel olabilir!

Suriye’de Rojava’ya ve Kürtlere yönelik bir katliam hazırlanıyor. Batının desteklediği ve Ahmed al-Şara’nın başında olduğu İslamcı rejim, ülkenin kuzeydoğusuna bölgesine karşı bir saldırı başlattı ve Türkiye’ye olan kuzey sınırındaki tarihi Kürt kale şehri olan Kobani’yi kuşattı.

[Orjinal metin Marxist.com’dan çevrilmiştir.]

Rakka’nın üzerinde IŞİD bayrakları asıldı. Cihatçı savaşçılar hapishanelerden kaçtı. Kürt savaşçıların anısına dikilen heykeller yıkıldı. 10 Yıl önce Suriye’yi kasıp kavuran IŞİD terörüne benzer bir kabus yaşanıyor.

Suriye Demokratik Güçlerinde (SDG) örgütlenen Kürtleri Suriye iç savaşında bir piyon olarak kullanan Amerikan emperyalizmi şimdi Donald Trump yönetiminde onları acımasız bir şekilde kaderlerine terk ediyor. Bu aşamada, işlerin bu gerici çıkmaza nasıl geldiğini açıklamak ve Kürt özgürlük mücadelesini ilerletmek için gerekli dersleri çıkarmak çok önemlidir.

Batının ihaneti

2024’ün sonlarında Esad Hayat-Tahrir el-Şam’ın (HTŞ) düştükten sonra Batı emperyalistleri, o zamanlar Ebu Muhammed el-Colani olarak bilinen liderin önderliğindeki yeni rejime şüpheye yer bırakmayacak şekilde güven duyulması gerektiği konusunda dünyaya hızla güvence verdiler. Eski El-Kaide ve IŞİD komutanı sadece memnuniyetle karşılanmakla kalmadı, aynı zamanda Suriye demokrasisinin sembolü olarak da sergilendi.

Avrupalılar ve Amerikalılar “Düşmanımın düşmanı dostumdur” dediler. Esad'ın düşüşünü kutladılar ve “özgür, istikrarlı, çoğulcu, egemen” bir Suriye’nin olasılığı hakkında yüksek perdeden konuştular. Elbette bu tamamen saçmalıktı. Esad’ın, onunla beraber Rusya ve İran’ın, devre dışı kalmasından sonraki tatlı dillerinin gerçek nedeni, Ortadoğu'nun kilit ülkelerinden birinde kendi emperyalist çıkarlarını savunmak için kendilerini konumlandırmaktı. Her zamanki gibi, bunların hepsi "demokrasiyi yayma" maskesi altında yapıldı.

Ancak, Batının da iyi bildiği gibi, Esad’ı deviren isyancıların aklında Suriye için ne demokrasi ne barış ne de istikrar vardı. Suriye iç savaşında Batı’nın müdahalesi, finansmanı ve silah dağıtımı Suriye toplumunun tamamen çökmesine ve HTŞ isyanına yol açtı. Bugün gördüğümüz gibi, tek olası sonuç, Esad'ın düşüşünden sonra oluşan boşlukta yeniden başlayan mezhepsel bir iktidar mücadelesiydi.

El-Colani ve HTŞ, Türk emperyalizminin kanatlarının altında güce ulaştı. Cihatçı “isyancıların” kapsayıcı bir geçiş hükümeti kurması hakkındaki boş konuşmalara rağmen el-Colani tek lider olarak kaldı. Kendisini tüm yüksek hükümet pozisyonlarına koydu ve eski IŞİD müttefikleri ile aile üyelerini kilit noktalara yerleştirdi.

HTŞ’ye taleplerde bulunmak veya ilişkiyi kesmektense Batı, Colani’nin sarığını bırakıp takım elbise giymeye, sakalını kesip eski takma adını bırakıp daha ılımlı olan el-Şara ile değiştirmeye ikna etti. Yaptırımlar kaldırılırken ve konsolosluklar geri açılırken, BM Genel Kurulunda ve daha sonra Beyaz Sarayda halılar onun için serildi.

Ancak görünüşten bağımsız olarak, El-Şara geçen yıl Suriye için gerçekten ne yaptı?

Düşmanlarına zeytin dalı uzatmaktansa HTŞ, Suriye içindeki etnik azınlıklara karşı birçok katliam gerçekleştirdi. 2025’in Martında ilk önce Alevilere karşı ve birkaç ay sonrasında da Dürzi’lere karşı. Yeni Suriye ordusunu kuran cihatçı hizipler ve başka aşırılıkçı gruplar bu katliamların gerçekleşmesinde önemli rol oynadı. Binlerce insanları katlettiler.El -Şara “birleşmiş Suriye” sözünü devamlı tekrar etmesine rağmen tam olarak tersini yaptı. Onun rejimi, Suriyeyi korkunç mezhep çatışmalarına sürükleme tehdidi taşıyor.

Kürtler tarafından yönetilen SDG’ye karşı Suriye ordusunun Arap aşiret ve klan milisleriyle birlikte yürüttüğü işgal, bu sürecin doğal bir sonucu. Batı, bölge içerisinde kendilerine hizmet edecek bir tetikçiyi göreve getirdi. Bedeli mi? Suriye'yi yeni bir iç savaş durumuna sürüklemek ve Kürtleri emperyalizmin sunağında kurban etmek.

Türkiye’nin rolü

Esad’ın 2024’ün sonlarında düşmesi, HTŞ ile uzun süredir ilişkileri olan Türkiye’ye bağlanabilir. Türkiye uzun süredir Erdoğan'ın bölgesel müttefiklerinden biri olan HTŞ'yi desteklemekte ve finanse etmektedir. Çünkü bu, bölgedeki genel çıkarlarını ilerletme fırsatı sağlamaktadır.

Bunlardan biri de Erdoğan'ın yeni bir Osmanlı İmparatorluğu kurma hırsıdır. Ülkeyi Irak ve Suriye'nin en doğu kısmı üzerinden Basra Körfezi'ne bağlayarak Türkiye'nin ekonomik kontrolünü güneye doğru genişletmeyi hedeflemektedir. Ancak daha da önemlisi, Şam'a uzanan ve Rojava'daki Kürtlerle savaşabilecek bir kola sahip olma olasılığıdır. Bu, en büyük ödül.

Erdoğan, çoğu Türkiye’de yaşayan Kürtleri Türk toplumu içerisinde bir güç unsuru olarak görüyor. Ulusal özlemleri nedeniyle iktidarına ve “büyük Türkiye” kurma hedefinde en büyük tehditlerden birini temsil ediyorlar. Ona ve El-Şara'ya göre, Rojava'da resmen bağımsız bir Kürt devleti bile, bölgedeki tüm din ve etnik gruplar üzerinde tam kontrol sağlama hedeflerini baltalayacaktır.

HTŞ’nin 2024’ün sonlarında güçsüzleşmiş Esad rejiminin üzerine çökerek tamamen Türkiye’ye bağımlı köktenci bir İslamcı rejim kurması, Kürtleri silahsızlandırıp ezmek için büyük bir fırsattı. Türkiye bu hedef uğruna son 40 yılda $1.8 trilyon harcadı.

Suriye ordusunun Kürt özerk bölgelerine saldırması ve PKK ile bağlantılı SDG milislerini uzaklaştırmasıyla, Türkiye ve Suriye rejimleri bu hedefe daha da yaklaştı. Sadece SDG Fırat Nehri’nin doğusuna itilmekle kalmadı. ABD destekli koalisyonun dağılma olasılığı da günden güne artıyor. Artık Kürt olmayan SDG birlikleri Suriye rejimine sığınıyor.

Trump’ın ikiyüzlülüğü

Bu olaylar sırasında Donald Trump ve ABD emperyalizminin hareketleri, onların kaba alaycılık dolu yaklaşımlarını gösteriyor. Fakat bunlar bir süpriz olarak görülmemeli. ABD emperyalizminin dünyadaki çıkarlarını takip ederken sadakate pek önem vermediği bir sır değil. Kürtleri kaderlerine terk etmek, uygun olduğunda müttefikleri satma konusunda uzun bir geçmişin son alaycı hamlesidir.

ABD yönetimine göre SDG’ye ve dolayısıyla ABD'nin Suriye'deki askeri varlığına duyulan ihtiyaç "sona ermiştir". Trump’ın Türkiye’deki elçisi Tom Barrack’ın Suriye hakkındaki bir açıklamasında acımasızca yazdığı gibi, durum “temelde değişti”. Yani bu, ABD’nin “SDG-ABD ortaklığının gerekçesini değiştirdiği” anlamına geliyor. Gerçekte, IŞİD'i kontrol altına almak için El-Şara'ya güvendiklerini ve Kürtlerin de Amerika'nın yeni şerifini kabul etmek zorunda olduklarını söylüyorlar. Kürtler için kısa ve uzun vadede yaşanacak insani bedel ne olursa olsun, bu durum yan bir hasar olarak değerlendirilecek.

Saf ikiyüzlülüğüyle Barrack, SDG’nin fiilen dağılması Kürtlere bir ölüm fermanı değil de “en büyük fırsatları” olduğunu açıkladı. Bunu söylerken, 2014’te IŞİD kuşatmasına direnen sembolik Kürt şehri Kobani yeniden kuşatılıyor, bu sefer HTŞ tarafından. Yemek, su ve elektrik Suriye ordusu tarafından kesildi. Şehir kuşatma altında ve binlerce erkek, kadın ve çocuk insani krizin eşiğinde.

Suriye'nin kuzeydoğusunda SDF ve ABD güçleri tarafından hapsedilen binlerce IŞİD savaşçısına gelince, ABD Merkez Komutanlığı onları Irak’a taşımayı tercih ediyor. Onlara göre, 150 mahkum bu hafta içerisinde taşındı ve ABD 7000 mahkum daha taşımayı planlıyor. Ancak bu basit bir mesele değil. Kaosun ortasında, IŞİD savaşçılarının, HTŞ ve onlara sadık milislerin ilerlemesinin yardımıyla hapisten kaçtıkları yönünde haberler zaten yayılmaya başladı.

Amerikan emperyalizminin kendi yarattığı bir Frankenstein’ın canavarı olan IŞİD’e karşı SDG’nin omurgası olarak Kürt savaşçıları kullandıktan sonra artık onları bir kurban olarak görüyorlar. Desteklerini de, tahmin edeceğiniz gibi, IŞİD’in eski liderlerinden biri olan el-Şara’ya çekiyorlar! Bunu uydurmak bile (neredeyse) imkansız olurdu...

El-Şara için her şey iyi. Sonuçta kuzeydoğuda cihatçıların kontrolünün güçlenmesi sadece kendi desteğini büyütmeye ve devlet üzerindeki hakimiyetini güçlendirmeye yarıyor.

Trump'ın bu hamlesi, Ortadoğu'nun artık ABD emperyalizminin birincil endişesi olmadığını açıkça ortaya koyan son Ulusal Güvenlik Belgesi ışığında değerlendirilmelidir. Belgenin dediği gibi, “Ortadoğu’nun, uzun süreli planlamayla ve günden güne uygulamada Amerikan dış politikasını domine ettiği günler sonunda bitti”.

Ancak Amerika’nın kendi yarım küresine çekilmesi bölge halkları için barışı getirmeyecek. Aksine, ABD, Trump’ın savunduğu gibi Suriye’den çekilmeyi seçerse, geride bırakacakları tek şey kaosu büyütmeye yarayacak koşullar olacak.

ABD’nin durum üzerindeki kontrolünü gevşetmesi, bölgedeki oyuncular tarafından açıkça fark ediliyor. Bu oyuncular, ABD müdahalesinin ilk etapta yarattığı mezhepsel bölünmeleri kendi amaçları için kullanarak, kısmi bir boşluğu doldurmak istiyorlar. Bu durum Türkiye için geçerli olduğu gibi, bölgede daha bağımsız bir emperyalist rol üstlenen İsrail için de geçerli.

Esad’ın düşüşünden itibaren Netenyahu, el-Şara’ya (ve Ortadoğu üzerindeki egemenliği için düşman olarak gördüğü Türkiye’ye) iktidarı pekiştirme girişimlerinin askeri müdahaleyle karşılanacağını sürekli olarak hatırlatıyor. İsrail her zamanki dokunulmazlığıyla Suriye’yi zayıf bir durumda tutmak ve her türlü mezhepsel bölünmeyi körüklemek için hareket ediyor. Suriye topraklarındaki işgalini büyütüyor ve Dürzileri “koruma” kılığıyla Şam’daki askeri karargah dahil ülkeyi bombalıyor.

Kürt Direnişi

Kürtlerin geleceklerinin son derecede vahim olduğu hakkında şüphe yok. Ancak bunun tek sebebi HTŞ’nin başa gelmesi veya ABD’nin ihaneti değil.

Siyasi olarak, PKK biçimindeki Kürt liderliği, Kürt mücadelesini tamamen ulusal bir temelde yürüttü ve askeri müttefik bulma meselesini sadece taktiksel bir mesele olarak gördü. Bu durum, onları Suriye iç savaşı sırasında ABD emperyalizmiyle ittifaka sürükledi. O zamanlar bu adıma karşı uyarıda bulunmuştuk. Bugün bunun ölümcül olduğu ortaya çıkıyor.

Aynı yaklaşım baharda, tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan’ın PKK’nin kendini feshedeceğini ve silahlarını bırakacağını açıkladığı bahar aylarında da tekrarlandı. PKK'nin siyasi eksiklikleri ve evrimi üzerine derinlemesine bir analize girmek için bu yazı uygun bir yer değil, ancak Öcalan'ın Erdoğan'a olan güveninin, Kürtlerin amaçlarına 'demokratik' yollarla ulaşmalarına izin vereceğine olan inancının, şimdi felaket bir hamle olduğu ortaya çıkıyor.

El-Şara’nın Kürtlere olan mesajı açık ve net: “Dağılın ve benim komutam altındaki orduma katılın yoksa saldırıyla karşılaşacaksınız.” SDG’nin lideri olan Mazlum Abdi’nin (Mazlum Kobani olarak da tanınır) cevabı, dış güçlere başvurarak fiilen teslim olmak oldu.

Abdi devamlı olarak “haklarımızı savunacak herkesin” Kürtleri savunabileceğini söyledi. Buna İsrail de dahil, Abdi İsrail’den gelecek desteğin “memnuniyetle karşılanacağını” ve “takdir edileceğini” söyledi. İsrail’in son 80 yılda Filistin halkını nasıl ezdiğini gören birisi bunun kritik bir hata olacağını görür.

İsrail Kürtleri en ufak bir şekilde umursamıyor ve bir anda onlara karşı dönebilir. Daha da önemlisi, Abdi’nin en gerici batı emperyalistlerine yaklaşmasının bölgedeki Arap ve Kürt olmayan işçiler ve yoksullar üzerindeki etkisi nedir? Aslında, bu onlara Kürtlerin, Suriye, Irak, Lübnan ve Filistin'de yıkıma yol açan düşman sınıfın yanında yer aldığını, farklı inanç ve etnik kökenlerden kardeşlerinden önce geldiğini söylüyor. Bu, bölgedeki Kürt mücadelesini yalnızca marjinalleştirecek ölümcül bir hatadır.

Bu ilkesiz strateji sadece fiili teslimiyete varacaktır. Tıpkı Abdi tarafından kabul edilen ve Suriye hükümeti tarafından paylaşılan ateşkes ve entegrasyon anlaşmasının gösterdiği gibi. Anlaşmada, Kürt Özerk Yönetiminin kontrolünün neredeyse tamamı geri alınıyor. Bu, Rojava için bir ölüm fermanıdır.

YPG içerisindeki binlerce Kürt işçi ve asker, HTŞ saldırısı karşısında teslimiyeti kabul etmeyecektir. Ancak Rojava’nın kaderi, nihayetinde bağımsız bir sınıf mücadelesi temelinde, Kürt sorununun barışçıl bir şekilde çözümünün Amerikan, İsrail veya Türk emperyalizmiyle anlaşmalar yapılarak sağlanabileceği yanılsamasından vazgeçerek güvence altına alınabilir.

Karşı gelmeye olan ihtiyaç

Erdoğan ve el-Şara ellerini ovuştururken tarih bize Kürtlerin katliamı kolayca kabul etmeyeceklerini gösteriyor. Zaten bölge genelinde ve dünyanın her yerinde Kürt diasporasında eylemler yükseliyor. Ancak şu anda yapılması gereken şey, hedefleri her zaman Kürtleri ezmek olan Türkiye ve HTŞ ile yakınlaşıp işbirliği yapmak değil, mücadeleyi devrimci bir sınıf temeline oturtmaktır.

Mevcut durum tamamen emperyalizmin bir ürünüdür. Dünyanın ve bölgenin kapitalist sınıfları iktidarda olduğu sürece, Ortadoğu'da Kürtler veya herhangi bir ezilen grup için barış olamaz. HTŞ, Kürtler için özerklik ve eşit haklara sahip herhangi bir demokratik devletin, ayrılık ve Kürt devleti fikrinden bahsetmeden bile, iktidarda oldukları sürece asla gündeme gelmeyeceğini dünyaya gösteriyor.

Bu gerici bataklıktan çıkmanın tek yolu, Kürt vatanı mücadelesinin emperyalist sözde "dostlar" tarafından desteklenen ulusal ve askeri bir mücadele temelinde çözülemeyeceğini kabul ederek rotayı değiştirmektir. Erdoğan'ı ve Suriye'deki İslamcıları devirmek için devrimci bir mücadele tek çıkış yoludur. Hem Kürt hem de Kürt olmayan kitlelerin birleşik devrimci mücadelesi temelinde, zayıf rejimleri ayaklarının altındaki zeminin titrediğini hissetmeye başlayacaktır.

Böyle bir devrimci mücadelenin potansiyeli sadece Suriye ve Türkiye'de değil, tüm bölgede mevcuttur. Bu amaca ulaşmak için, bir kez daha Kürt davasının mezar kazıcıları olduğunu kanıtlayan emperyalizm ve sınıf işbirliğinden tamamen kopmak gerekmektedir.

Join us

If you want more information about joining the RCI, fill in this form. We will get back to you as soon as possible.