İran: Ülke çapında bir ayaklanma için! Kahrolsun İslam Cumhuriyeti!

29 Aralık'ta İran riali dolar karşısında rekor derecede düşük seviyeye geriledi. Bu durum Tahran'da ana caddelerde büyük yürüyüşlerle birlikte çarşı grevlerine yol açtı. Yürüyüşlerde "Kapatın, kapatın!", "Diktatöre ölüm!", "Yüksek fiyatlara ölüm!" ve "Bu son mesaj; hedef tüm rejimdir!" sloganları atıldı.

[Orjinal metin Marxist.com’dan çevrilmiştir.]

O zamandan beri protestolar, ülke genelinde gençler ve güvenlik güçleri arasında sokak çatışmalarına dönüştü. Ülkenin 31 ilinden 26'sında 70'ten fazla şehir ve kasaba etkilendi. Özellikle etnik azınlık bölgelerinde ve illerde protestolar güçlü bir şekilde devam ediyor. Durum çok hızlı ilerliyor ve bunun hızla başka bir ulusal ayaklanmaya dönüşüp dönüşmeyeceği veya sönüp gideceği belirsiz.

İkinci güne gelindiğinde, çarşı grevleri hızla Hamadan, Qeshm, Meşhed, İsfahan ve Zencan'a yayıldı. Aynı zamanda, Tahran'daki üniversitelerde öğrenci protestoları patlak verdi ve şu sloganlar yükseldi: “Tüm tiranlara ölüm! İster Şah olsun ister Yüce Lider!”, “Yoldaşlarımızın kanı üzerine yemin ederim, sonuna kadar direneceğiz!”, ve “Özgürlük, özgürlük, özgürlük!”

Güvenlik güçleri pasif bir rol üstlenerek, gösterileri ağırlıklı olarak gözlemledi. Rejimin üniversitelerdeki destekçileri arasında karşıt mitingler düzenleme girişimleri, bu devrimci ivmeye kıyasla oldukça zayıf kaldı.

Çarşı protestoları sırasında, yaşlı katılımcılar sık ​​sık kendilerini genç göstericiler ve güvenlik güçleri arasına yerleştirerek, güvenlik güçlerini kendilerine saldırmaya çağırdılar. Aynı zamanda, Emir Kabir Üniversitesi ve Tahran'daki diğer kurumlarda öğrenciler, hem güvenlik güçlerini hem de rejim yanlısı öğrencileri kampüslerinden başarıyla uzaklaştırdılar.

Panik içindeki rejim, 31 Aralık'ı resmi tatil ilan ederek protestoların ülke geneline yayılmasını engellemeyi umdu. Aynı zamanda, geceleyin onlarca öğrenci tutuklandı ve öğrenci yurtlarının yakınlarında gösteriler düzenlendi. Güvenlik güçleri gerçek mermi kullanmaya başladı ve eyleme çıkan ilk gençleri şehit etti. Ancak bu durum tam tersi etki yaratarak gençleri daha da öfkelendirdi.

Gençlerin rejime ve güvenlik güçlerine aktif olarak direnmeye başlamasıyla ortaya çıkan tepki, barikatlar kurmayı, yangın çıkarmayı ve mahkemeler, polis karakolları ve cuma imamlarının ofisleri de dahil olmak üzere devlet altyapısına saldırmayı içeriyordu. Önemli bir eylem olarak, Fasa kasabasındaki valilik sarayına baskın bile düzenlediler.

Çarşı grevleri 1 Ocak'ta yeniden başladı ve İran genelinde 32 şehre yayıldı. Rejim tarafından üniversitelerin çoğunun tamamen kapatılması veya uzaktan eğitime geçirilmesiyle öğrenci protestoları sokaklara yayılmaya başladı. Protestolar, Lur, Bakhtari, Beluç ve Kürtler de dahil olmak üzere etnik azınlıkların yaşadığı bölgelerde daha da büyük boyutlara ulaştı.

Kesin rakamlara ulaşmak zor, ancak bir haftadan kısa bir sürede rejim tarafından düzinelerce insan şehit edildi ve cenazeleri şimdiden ilgi odağı haline geldi. Mervdaşt'ta, yas tutan kalabalık "Kardeşimi öldürenleri öldüreceğim" sloganını haykırdı. Cenazelerde güvenlik güçlerinin varlığı genellikle şiddetli çatışmalara yol açtı ve bu çatışmalarda güvenlik güçleri oradan uzaklaştırıldı

2018'den bu yana İran, ekonomik talepler üzerine sürekli protestolar, kamyon şoförleri, öğretmenler, petrol işçileri ve diğerlerini kapsayan sektör çapında grevler ve 2018, 2019 ve 2022'de ülke çapında gençlik önderliğindeki ayaklanmalarla damgasını vuran yoğun bir sınıf mücadelesi dönemi yaşadı. Bu hareketlerin hepsi, dört ay süren ve her şehre ve kasabaya yayılan ancak işçi sınıfına derinlemesine nüfuz edemeyen 2022 "Kadın, Yaşam, Özgürlük" ayaklanması da dahil olmak üzere, sonuçta başarısız oldu.

Bazı bağımsız işçi örgütleri, Kamyon Şoförleri Sendikası, İran Öğretmen Sendikaları Koordinasyon Konseyi ve Haft Tappeh Şeker Kamışı İşçileri Sendikası da dahil olmak üzere, devam eden protestolara desteklerini açıkladılar. Ancak destek açıklamaları yeterli değil. Bu tür açıklamalar 2022'de de yapıldı. Hatta işçiler tarafından genel grev başlatma girişimleri bile oldu. Ancak net bir sınıf alternatifi eksikti; bu durum, özellikle batılı emperyalistlerin hareketi kendi çıkarları için kullanma girişimleri karşısında son derece tehlike arz ediyor.

İslam Cumhuriyeti'nin Ölümcül Sancısı

İsrail ve Amerikan emperyalizminin sürekli dış tehdidine rağmen, İran halkının mevcut durumu dayanılmazdır. Rejim bile İranlıların ezici çoğunluğunun yoksulluk içinde yaşadığını kabul ediyor.

Rejime göre, geçen yıl tek başına gıda enflasyonu yüzde 42 oldu. Et tüketimi neredeyse yarıya indi ve en yoksul işçiler arasında ekmeği krediyle almak yaygınlaştı. Aynı zamanda, düzenli elektrik kesintileri ve çiftçileri yoksullaştırıp kent nüfusunu karne sistemine zorlayan ciddi bir su kıtlığı var.

Emperyalistler, ABD öncülüğündeki ve Donald Trump ile AB'deki yandaşları tarafından sıkılaştırılan yaptırımlar aracılığıyla İran halkı için bu uyanık kâbusu yaratmada suç teşkil eden bir rol oynadılar. Ancak İslam Cumhuriyeti'nin ikiyüzlülüğü de halkı öfkelendiriyor. Bu dindar hırsızlar "direniş ekonomisi"nden bahsederken, İran onların yönetiminde dünyada en çok dolar milyonerine sahip 14. ülke haline geldi. Rejimin arkasında duran kapitalist sınıf bu yaptırımlardan zarar görmüyor. Onlar işçi sınıfının sırtından kendilerini zenginleştirdiler.

Rejim yandaşları tarafından yürütülen mali piramit şemalarına ilişkin sürekli olarak yeni skandallar gün yüzüne çıkıyor. Aynı zamanda, devasa devlet işletmelerini kendi özel mülkleri gibi görüyorlar. Fabrikaları yağmalamayı, onlardan gerçekten faydalanmaktan çok daha fazla tercih ediyorlar. Bu arada, rejim kemer sıkma önlemlerini artırmak yerine para basarak bütçe açığı vermeyi tercih ediyor. Ancak bu giderek sürdürülemez hale geliyor. Mart ayındaki bütçede sübvansiyonlarda kesintiler yapılması bekleniyor.

Uzun süre boyunca halk bu rejime katlanabildi. En azından, rejimin Batı emperyalizminin sürekli askeri maceralarını engellediğini düşünüyorlardı. Ancak sadece kitleler yıkıcı ekonomik zorluklar çekmekle kalmıyor. Bir de bu rejim aynı zamanda, Suriye'de Esad rejiminin çöküşüne ve Hizbullah'a ağır darbeler indirilmesine yol açan emperyalist saldırıyı durdurmada aciz olduğunu da gösterdi. Her şeyden önemlisi, 12 Gün Savaşı, rejimin zayıflığını ve rejim yandaşları arasında var olan yolsuzluk kültürünü herkese ifşa etti. İsrail'in İran toplumuna ve rejimin kendisine sızmasına izin veren de buydu. Etkileyici balistik füzelere sahip olmasına rağmen, İran Irak-İran savaşından bu yana hiç olmadığı kadar savunmasız durumda.

2018'den beri, rejim içinde köktenci ve 'ılımlı' gruplar arasında, her bir siyasi politika konusunda yaşanan krizler nedeniyle düzenli olarak bölünmeler yaşanıyor. Dış politikada, yaptırımların hafifletilmesi için ABD emperyalizmine aşağılayıcı tavizler vermek mi yoksa aşırı indirimlerle petrol alan ve savunma silahı sağlamaya yanaşmayan Çin ile bağları derinleştirmek mi arasında ikilem yaşıyorlar. İç politikada ise, devlet sektörünü özelleştirmek mi yoksa yolsuzlukla dolu statükoyu korumak mı gerektiği konusunda tartışıyorlar; bu sırada da, kuduz köpekler gibi, sürekli birbirlerini suçluyorlar.

12 Gün Savaşı, geçici olarak çatlakları örtbas etti ve kitleleri ulusal bayrağın arkasında topladı. Rejimin propagandası giderek İslamcı bir tondan ziyade laik milliyetçi bir ton aldı. Ve gerçekten de, emperyalist saldırganlığa karşı ulusal öz savunma, rejimin kalan desteğini toplayabildiği tek bayraktır. Ancak İsrail'in sızma girişiminin fiyaskoyla sonuçlanması ve rejimin Siyonizme karşı durmada gösterdiği zayıflık göz önüne alındığında, bu bile artık etkisini yitiriyor.

Seküler milliyetçiliğe olan bu güven, eski dini propagandanın artık tamamen etkisiz olduğunu gösteriyor. Örneğin kadınlar, zorunlu başörtüsü takma yasasını düzenli olarak hiçe sayıyorlar. 2022'den beri rejim bu konuda bölünmüş durumda. Ve sonunda rejim, kitlesel bir tepki ve potansiyel olarak daha geniş bir toplumsal patlama riski olmadan uygulanmasının imkansız olduğu gerekçesiyle, biriken sınıf ve toplumsal gerilimler arasında bu yasayı uygulamaktan vazgeçti.

Mevcut protestolar karşısında bu bölünmeler bir kez daha ortaya çıktı. ‘Ilımlı’ Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın tepkisi sakindi. O, yalnızca itidal ve diyalog çağrısında bulunmakla yetindi. Öte yandan, Yüce Lider hızla müdahale ederek, huzursuzluğun zorla bastırılması ve düzeni bozanların yerlerine geri gönderilmesi konusunda ısrar etti ve baskıya doğru hızlı bir dönüşün sinyalini verdi. Bu arada, protestocular tüm siyasi kuruluşu reddederek, aynı iktidar sisteminin parçası olarak gördükleri her iki gruptan da net bir kopuş sinyali verdiler.

Siyasi kriz, sınıf mücadelesiyle birlikte daha da şiddetlenecektir. Bu koşullar altında, rejimin bazı kesimleri, yaptırımlarda bir miktar rahatlama karşılığında ülkeyi Batı’ya açmak için kendilerini kurtarmak amacıyla bir saray darbesi girişiminde bulunmaya bile kalkışabilir. Böyle bir şey, kitleler için daha da vahim ve trajik sonuçlar doğurabilir.

Tüm tiranlara ölüm! İster Şah olsun ister Yüce Lider!

Kitleler 2018'den bu yana rejimi defalarca devirebilirdi, ancak kitleleri - özellikle gençleri ve işçi sınıfını - birleştirecek net bir devrimci alternatif yoktu. Şimdi öğrenciler, "Tüm tiranlara ölüm! İster Şah olsun ister Yüce Lider!" sloganını doğru bir şekilde popülerleştirdiler. 2022'den ders aldılar.

Bu arada, "kadın, yaşam, özgürlük" sloganı da 2022'de emperyalistler tarafından ele geçirildikten sonra lekelendiği için öğrenciler arasında bile çok nadir hale geldi. Bu, kadınların veya taleplerinin devam eden protestolarda göz ardı edildiği anlamına gelmiyor. 2022'de olduğu gibi, kadınlar genellikle önde gelen rollerde yer alıyor ve özellikle öğrenciler arasında kadın özgürlüğüyle ilgili sloganlar yaygın.

Batılı emperyalistler, özellikle İsrail ve ABD, İran monarşist yalakalarıyla birlikte, protestoları yurtdışından tehdit ediyorlar. 2 Ocak'ta Trump askeri müdahale tehdidinde bulundu: "İran [ateş açarsa] ve barışçıl protestocuları şiddet kullanarak öldürürse, ABD devreye girip onları kurtaracaktır."

Mossad'ın Farsça hesabından X'te yapılan bir paylaşımda ise şu ifadeler yer aldı: "Gelin hep birlikte sokaklara çıkalım. Zaman geldi. Sizinleyiz. Sadece uzaktan ve sözlü olarak değil. Sahada da sizinleyiz."

Bu suçluların İran halkıyla hiçbir ortak noktası yok ve sadece ülke içindeki küçük bir azınlık (ve dengesiz küçük burjuva diasporası) onlarla bir ilişki kurmak istiyor.

Liberal İsrail gazetesi Haaretz, sürgündeki Prens Rıza Pehlevi liderliğindeki İran monarşistlerinin İsrail devleti tarafından desteklendiğini ortaya çıkardı. Şimdi ise İran'da monarşist sloganların atıldığına dair sahte videolar hazırlayıp sosyal medyada yayıyorlar. Bu arada, bu iğrenç propaganda, İran'ı milyar dolarlarla terk eden emperyalistlerin ve İran monarşist elitinin finansmanıyla İran International ve Radio Farda gibi yabancı Farsça haber kuruluşları tarafından da yayılıyor.

Bu ayaklanmadaki dezenformasyon düzeyi, önceki ayaklanmalara kıyasla kıyaslanamayacak kadar yüksek. Instagram ve X, gerçek ve sahte haberin ne olduğunu ayırt etmeyi zorlaştıracak kadar monarşist-liberal propaganda ile dolu. Bu kafa karışıklığı İran halkı üzerinde de etkili oluyor.

Bunlar, İslam Cumhuriyeti'nin propaganda cephanesinden başka bir şey değil. Gerçeklikle hiçbir ilgisi yok. 2018'den beri bazı monarşistler zaman zaman protestolarda yer aldı, ancak her seferinde kenara itildiler ve hatta bazen - haklı olarak -  protestocular tarafından dövüldüler. Hatta bazılarının rejimin provokatörleri olduğu açığa çıktı. İran halkı Şah rejiminin dehşetini hatırlıyor. Bu sırada İslam Cumhuriyeti, baskı ve yolsuzluk yöntemlerini daha da mükemmelleştiriyor.

Bu durum, işçiler ve gençler arasındaki ayrılığın temel nedenlerinden biri. İşçi sınıfı, çok sayıda gençlik ayaklanmasına sempati duydu. Ancak emperyalistlere karşı temkinli ve İslam Cumhuriyeti'nin devrilmesinin nereye götüreceğinden emin değil. İşçi sınıfı Şah rejiminin dehşetini ve ülkedeki Batı emperyalizminin acımasız tarihini herkesten daha iyi anlıyor: işçilerin ve komünistlerin baskı altına alınması, sömürü, darbeler ve İran'ı bir ulus olarak parçalama girişimleri.

Aynı zamanda, herkes Batı emperyalistlerinin Orta Doğu'daki suçlarını görebiliyor: Irak ve Suriye'nin yıkımı, Filistin'de devam eden soykırım ve bölgenin, itaatkar yönetici sınıflar ve onların Batı emperyalist efendileri tarafından genel olarak yoksullaştırılması. Bu yamyamların İran'ı bir kez daha köleleştirmek, ülkeyi bölgenin geri kalanı gibi kendi çizmeleri altında eziyet ettirmek istedikleri doğrudur.

Bu durum, devrimci gençliğe muazzam bir sorumluluk yüklüyor ve batı emperyalizminden mutlak bağımsızlık talep ediyor. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği gibi kurumlarından, İsrail veya ABD'den yardım istemek söz konusu olamaz. Bir yandan bu vahşilerin İran halkına sunacak hiçbir şeyleri olmadığından, diğer yandan ise ancak onları açıkça reddederek gençlerin işçi sınıfının desteğini kazanabileceği için.

Batı emperyalist ülkelerindeki komünistlerin önemli bir rolü var. Açıkça "İran'dan ellerinizi çekin!" demeliler. İslam Cumhuriyeti'nin devrilmesi yalnızca İran işçi sınıfının görevidir. Kendi egemen sınıflarının, emperyalist burjuva basını aracılığıyla aldıkları destek de dahil olmak üzere, sürgündeki monarşistleri desteklemelerindeki ikiyüzlülüğü ortaya çıkarmalılar.

Kahrolsun İslam Cumhuriyeti! Sosyalist bir İran için!

Mevcut protestoların devam edip etmeyeceği belirsiz. Ülke genelindeki öğrenciler ve küçük genç grupları İslam Cumhuriyeti'ni deviremez. Tek başına kalırsa, 2022 ayaklanmasının aynı acımasız sonuçlarıyla tekrarlanacaktır.

İşçi sınıfı kitlesel olarak katılmalıdır, çünkü üretimdeki rolü nedeniyle toplumu dize getirme gücüne sahiptir. İşçi sınıfının izni olmadan hiçbir tekerlek dönmez, hiçbir ampul yanmaz. 1979 İran Devrimi sırasında, Şah rejimine ölümcül darbeyi vuran tam olarak 1978'deki genel grevdi. Güvenlik güçlerinin felç olmasına ve çöküş sürecinin başlamasına neden olan, işçilerin sokaklardaki kitlesel katılımıydı.

Bu devrimci gelenekler hâlâ çok canlıdır. 2022 ayaklanmasında gençler içgüdüsel olarak genel grev çağrısında bulundular. Ancak sadece 'genel grev' diye bağırmak yeterli değil. İslam Cumhuriyeti'nin devrilmesi ile işçi sınıfının talepleri arasında bir bağlantı kuracak bir programa ihtiyaç vardır; Bu durum, rejimin devrilmesinin bir diktatörlüğün yerini bir diğerinin alacağı bir kaba güldürü olmayacağını gösteriyor.

Böyle bir program, işçi sınıfının mevcut taleplerini, asgari ücret ve emeklilik maaşı gibi ekonomik talepleri, kemer sıkma önlemlerinin geri alınmasını, mevcut devlet sektöründe işçi kontrolünün uygulanmasını, ülke ekonomisini yeniden inşa etmek için büyük kamu işlerini ve tüm bunları finanse etmek için bankaların ve büyük şirketlerin kamulaştırılmasını içerecektir.

Siyasi talepler, tüm baskıların sona erdirilmesini ve cinsiyet, cinsel yönelim ve etnik köken ayrımı gözetmeksizin kanun önünde eşit hakları içerecektir. Bu taleplere ayrıca polisin, Basij ve Devrim Muhafızları paramiliter gruplarının ve istihbarat teşkilatlarının kaldırılmasını ve tüm siyasi tutuklulara af çıkarılmasını da eklemeliyiz.

Mevcut protestoların akıbeti ne olursa olsun, bu sadece başlangıçtır. 2018'den bu yana yaşanan her başarısız ayaklanma, grev ve kitlesel hareket, İslam Cumhuriyeti'ne karşı mücadeleyi daha da güçlendirdi. Böyle bir program temelinde, protestolar gerçek bir devrime dönüşebilir, toplumda ezilenlerin tamamını birleştiren ve rejimi deviren kitlesel bir güç haline gelebilir.

Ancak İslam Cumhuriyeti'nin devrilmesiyle bile, İran kapitalizminin ortadan kaldırılması olmadan kitlelerin hiçbir talebi karşılanamaz. İran işçi sınıfı ve yoksulları, başkalarının onlardan iktidarı almasına izin vermeden, iktidarı kendileri ele geçirmeli ve sosyalist bir cumhuriyet kurmalıdır. İran komünistleri şimdiden güçlerini toplamaya başlamalı ve sosyalist bir devrimin gerekliliğini sabırla açıklamalıdır.

Join us

If you want more information about joining the RCI, fill in this form. We will get back to you as soon as possible.